Granada’dan sonra aslında biraz daha doğudan Zaragoza’ya doğru yukarı çıkmayı planlamamıza rağmen, havanın sürekli yağışlı olacağını görünce kararımızı değiştirdik ve yağış geçinceye kadar Madrid’de biraz zaman geçirelim dedik. Ama Madrid’e giderken yol üzerinde sayılabilecek bir yer olduğu için ismini çok duyduğum Toledo’ya uğradık.
Daha şehre yaklaşırken, keşke Madrid yerine burada kalsaydık dedik ikimiz de. Şehrin içine girmek için biraz etrafından dolanırken gördüğümüz her yapıya ağzımız açık baktık. Toledo, İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik geçmişi nedeniyle Üç Kültürün Şehri (City of Three Cultures) olarak biliniyor.
Simdi soz Gemini’de:
Toledo, Madrid’in sadece 70 km güneyinde yer alan, “Üç Kültürün Şehri” (Müslüman, Hristiyan, Musevi) olarak bilinen, Orta Çağ atmosferini iliklerinize kadar hissedeceğiniz büyüleyici bir yerdir. UNESCO Dünya Mirası listesindeki bu şehir, adeta bir açık hava müzesidir.
İşte Toledo özeti:
1. Temel Bilgiler: Nüfus ve Coğrafya
- Nüfus: Yaklaşık 85.000. Küçük ama turistik yoğunluğu çok yüksek bir şehirdir.
- Coğrafya: Tajo Nehri tarafından üç tarafı çevrelenmiş dik bir kaya kütlesi üzerine kuruludur. Bu doğal koruma, şehri tarih boyunca aşılmaz bir kale yapmıştır. Labirent gibi dar ve yokuşlu sokakları meşhurdur.
2. Kültür ve Bilinen Özellikleri
- Üç Kültürün Başkenti: Tarih boyunca Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanların bir arada yaşadığı ve eser bıraktığı nadir yerlerden biridir.
- El Greco: Ünlü ressam El Greco’nun şehri olarak bilinir. En meşhur eseri olan “Kont Orgaz’ın Gömülüşü” buradaki Santo Tomé Kilisesi‘ndedir.
- Kılıç ve Çelik: Toledo çeliği (Toledo Steel) Orta Çağ’dan beri dünyaca ünlüdür. “Yüzüklerin Efendisi” veya “Game of Thrones” gibi yapımların kılıçları hala burada geleneksel yöntemlerle üretilir.
3. Mevsimlere Göre Yaşam
- Bahar: En keyifli zamanıdır. Nisan-Mayıs aylarında hava ılık, sokaklar canlıdır.
- Yaz: Dikkat! Toledo yazın kavrulur. Taş binalar ısıyı hapseder, sıcaklık 40°C’yi rahat geçer. Sokaklarda güneşten korunmak için tepelere dev tenteler (toldos) gerilir.
- Sonbahar & Kış: Kışları sert bir ayaz olur ama turist kalabalığı azaldığı için şehrin o gizemli havası daha çok hissedilir.
4. Neleri Ünlü?
- Catedral Primada: İspanya’nın en önemli Gotik katedralidir.
- Alcázar de Toledo: Şehrin en yüksek noktasında bulunan, bir zamanlar saray olan devasa kale/ordu müzesi.
- Mazapán (Badem Ezmesi): Şehrin en meşhur hediyeliğidir. Manastırlardaki rahibelerin yaptığı orijinal tarifler hala satılır.
5. Bilinmeyen / Az Bilinen Özellikler
- Yeraltı Şehri: Toledo’nun altında devasa bir mağara ve tünel ağı bulunur. Bazı evlerin altından antik Roma hamamlarına veya İslam döneminden kalma sarnıçlara inilir.
- Zipline: Avrupa’nın bir şehir içindeki en büyük zipline hattı buradadır; San Martín Köprüsü’nün üzerinden nehrin karşı kıyısına uçabilirsiniz.
6. Türklerin Seveceği ve Dikkatini Çekecek Özellikler
- Eski Şehir Dokusu: Safranbolu veya eski Mardin sokaklarını anımsatan, taş duvarlı dar geçitler çok tanıdık gelecektir.
- İslam Mirası: Şehirdeki Cristo de la Luz Camii (1000 yıllık), İslam mimarisinin en saf örneklerinden biri olarak hala ayaktadır ve girişindeki kitabeler Türk ziyaretçilerin ilgisini çeker.
- Zanaatkarlık: Bakır işlemeciliği (Damasquino) bizdeki el sanatlarına çok benzer.
7. Ne Yemek Gerekir?
- Carcamusas: Domates soslu, bezelyeli ve jambonlu domuz eti yemeğidir (Toledo’nun imza yemeği).
- Perdiz a la Toledana: Toledo usulü keklik dolması.
- Mazapán: Sadece tatmakla kalmayın, bir kutu hediyelik alın. En iyisi Santo Tomé pastanesidir.
8. Ekstra & Dikkat Çekici Detaylar
- Köpek Dostu Mu? Şehir çok yokuşlu ve sokaklar çok dardır. Köpeğinizle gezmek keyiflidir, ancak yazın sıcakta taşlar çok ısındığı için patilerine dikkat etmelisiniz.
- Mirador del Valle: Şehre girmeden önce nehrin karşı kıyısındaki bu seyir tepesine mutlaka çıkın. Toledo’nun o kartpostallardaki silüetini ancak buradan görebilirsiniz.
- Ulaşım: Madrid’den hızlı trenle (AVE) sadece 30 dakikada ulaşılabilir; bu yüzden günübirlik gezi için mükemmeldir.
Arabamızı girebildiğimiz kadar içeri girip park ettik ve bu tarihi şehrin sokaklarını gezmeye başladık. Bu tür şehirleri gezerken, eski insanların birçok yönden bugünkü insanlardan çok daha medeni, vizyoner, çalışkan ve yetenekli olduğunu, insanlığın hep ileriye değil, bazen de geriye gittiğini düşünüyorum, doğrusu. Teknolojiyi seven, hayatını teknolojiyle kazanan bir insan olmama rağmen, ruhum sanki böyle şehirlerde yaşamaya daha uygun. Kendimi bu sokaklarda dolaşırken daha buralara ait hissediyorum aslında. Önceki yaşamımda buralarda şövalyeymişim sanki, esprisini bolca yaptım buralarda.
Toledo, antik çağlardan beri dünyanın en kaliteli çeliğiyle ünlüymüş. Roma lejyonerlerinden Hollywood filmlerine, Yüzüklerin Efendisi, Gladiator gibi pek çok yapım için kılıçlar burada dövülmüş. Zaten bu tarihi şehrin sokaklarını gezerken kılıçların sergilendiği birçok mağaza gördük.
Buraya kesinlikle yeniden geleceğiz ve tadını çıkaracağız. Bu defa içimizde kaldı.
Bu arada Toledo’ya varmadan önce, yolda adını daha önce hiç duymadığım Jaén diye bir şehrin yanından geçerken, burası nasıl bir yer diye bakınca dünyanın zeytin başkenti olduğunu öğrendik. Okuduklarıma inanamadım ben. Jaén, tek başına tüm İspanya’nın zeytinyağı üretiminin yaklaşık yarısını, dünya üretiminin ise yaklaşık %20’sini karşılıyormuş. Yani dünyada tüketilen her 5 şişe zeytinyağından biri bu şehirden çıkıyor. Şehir ve çevresi “Mar de Olivos” (Zeytin Denizi) olarak adlandırılıyor. Bölgede kesintisiz bir şekilde uzanan yaklaşık 66 milyon zeytin ağacı bulunuyor. Burası o kadar benzersizmiş ki UNESCO Dünya Mirası listesine girmesi için çalışmalar yürütülüyormuş. Bölgenin yıldızı, dünyada en çok üretilen zeytin türü olan ve dayanıklılığıyla bilinen Picual zeytiniymiş.
Bunları okuyunca ve şehrin içine girip de yukarıdaki kaleyi görünce hemen oraya gitmek ve bu benzersiz denilen manzarayı görmek istedik. Kalenin adı Castillo de Santa Catalina ve oldukça eski bir geçmişi var. Tepenin stratejik önemi antik çağda keşfedilmiş. Bugünkü yapının temelleri Endülüs döneminde Müslümanlar tarafından atılmış. 1246’da Kastilya Kralı III. Fernando şehri aldığında, kaleyi genişletmiş ve bugün gördüğümüz ana kuleleri (Torre del Homenaje) eklemiş. Kalenin bir kısmı ziyaretçilere açılmışken, bir kısmı ise otel haline getirilmiş. Bu otel dünyadaki en iyi kale içi otellerinden biri kabul ediliyormuş ve fiyatı da çok uygundu, ama ne yazık ki köpek kabul etmiyorlar.
Kalenin olduğu yerde hava o kadar rüzgarlı ve aynı zamanda aşağılar o kadar pusluydu ki, uzaklardaki o zeytin ağacı denizini çok hissedemedik doğrusu. Ama zeytini çok seven birisi olarak burası hakkında bilgi edinmiş olmak güzeldi.
Ana yazıya dönmek için tıklayın.






































