Marbella

Sonunda yaklaşık 3 haftalık bir yolculukla 1,5 ay kalmayı hedeflediğimiz Marbella’ya geldik. Yol üzerinde daha önce gördüğümüz Ronda’nın içinden geçtik ama burada durmadık, sokaklar arasında arabayla kısa bir tur atıp yola devam ettik. Görmeyenler için Ronda da ziyaret edilmesi gereken çok popüler bir yer, ama benim tavsiyem sezon dışında gitmeniz. Çünkü sezonda aşırı kalabalıktan boğulacak gibi hissedebilirsiniz.

Son hedefimiz olan Marbella, Avrupa’nın ana karadaki en güneyi olan Cebelitarık’a çok yakın mesafede, deniz kenarında bir yer. Sierra Blanca dağlarını aşarak buraya geliyorsunuz ve dağların üzerinden Marbella görünmeye başladığında, Marmaris’e gelirken yukarıdan kuşbaşı bakarken gördüğünüz manzaraya benziyor.

Ben sözü Gemini’ye vereyim simdi:

Buraya gelmeden önce internet üzerinden çok sayıda otel ve ev aradım. Bunların içinde beğendiğim butik bir otelde yer ayırtmadan önce gidip görmek istedik. Vardığımızda oldukça beğendiğimiz bu otelde biraz da pazarlık yaparak ocak sonuna kadar güzel bir oda tuttuk. Meğer bu bölge, dünyanın jet sosyetesinin merkezlerinden biri olan Puerto Banús’muş. Sezon dışında olduğumuz için normal fiyatının çok altında çok güzel bir yerde kalmış olduk.

Puerto Banús, son derece lüks yatların bağlandığı bir marina barındırıyor. Marina içinde de dünyanın en büyük markalarının çoğunun mağazası var. Yaz aylarında buradaki restoranların önünde kuyruklar olduğunu söylüyorlar. Avrupa’nın en lüks yerlerinden biri olan bu bölgenin yazın nasıl olduğu hakkında hiç fikrim yok ama bu mevsimde gerçekten çok keyifli. Çok az insanın olduğu restoranlarda garsonlarla sohbet ederek en güzel yemekleri gayet uygun fiyatlara yiyebiliyorsunuz.

Ben burada her gün sabah sahil kenarında Otis ile 10-15 km yürüyüş yaptım. Denize dökülen nehirlerde Otis bol bol yüzdü. Bu arada bir nehir ağzının hemen kenarındaki kumsalda bir sürü golf topu buldum. Sanırım nehrin kenarındaki bir golf sahasından nehirle birlikte buraya kadar gelip denizdeki akıntıyla da karaya vuruyordu. Bizimle genelde aynı saatlerde sahilde yürüyen, köpeğini gezdiren insanlarla artık selamlaşmaya, arada sohbet etmeye başladım. Ukrayna-Rusya savaşı yüzünden buraya taşınmış çok insan gördüm.

Normalde Marbella’da ocak ayında 8-9 gün yağmurlu olurken, bu yıl sanırım 16-17 gün yağmur yağdı. Ben yağmur da yağsa yürüyüşe çıkmaya çalıştım ama Londra gibi bir yerden güneş görmek için buraya gelince biraz hayal kırıklığı olmadı değil tabii. Ama havanın Londra’ya göre çok daha sıcak olması, güneşi daha sık görüyor olmamız ve denize bu kadar yakın olmak çok iyi hissettirdi.

Marbella, Málaga’dan arabayla 45-50 dakika mesafede. Havalimanı da Malaga’da ve Türkiye’den Malaga’ya direkt uçuş da var. Malaga’dan Marbella’ya ve sonra Marbella’dan Cebelitarık’a kadar bütün sahil şeridi çok güzel oteller, yazlıklar, restoranlar, kumsallarla dolu. Biz fırsat buldukça arabayla bu sahil şeridinde farklı yerler görmeye çalıştık.

Şubat ayını da buralarda geçirmeye karar verdik ama bu defa Marbella merkezde kalmayı ve biraz daha sosyal bir ortamda yaşamayı istedik. Bu yüzden bu defa otel değil de bir daire tuttuk. Üç yatak odalı, tam merkezde tuttuğumuz bu daire sayesinde Türkiye’den misafirlerimiz de geldi ve onları da evimizde ağırlayabildik. Ev ortamı sayesinde burada turist olarak değil de yerleşik olarak yaşamanın da deneyimini yaşamış olduk. Çok net söyleyebilirim ki bunca zamandır gezdiğimiz yerler içinde kendimizi en rahat hissettiğimiz, insanlarla son derece sıcak, samimi ilişkiler kurabildiğimiz, güvenlik sorunu hiç hissetmediğimiz, sanki yıllardır buralıymışız gibi rahat olduğumuz bir ortamda kaldık.

Sezonda çok kalabalık olacağı kuşkusuz; bu yüzden bence Haziran-Eylül ayları dışında Marbella olağanüstü güzel bir yer. Akla gelen ilk soru sanırım “burada yaşam pahalı olabilir mi?”, ama fiyatlar İngiltere’ye göre de Türkiye’ye göre de çok daha ucuz. İki aya yakın kaldığımız ve sürekli dışarıda birçok farklı yeri denemeye çalışarak yemek yediğimiz düşünülürse, burası da pahalıymış dediğimiz tek bir yer olmadı. Hatta öyle yerler keşfettik ki, yerel halkın çok rağbet ettiği ve turistik olmayan yerlerde, çok ucuz oldukları için fiyatların yanlış olduğunu düşündüğümüz çok oldu.

Bir gün Ojen diye bir dağ köyüne gittik. Köy meydanında birkaç restoran vardı ama yer bulamadık. Biz de biraz ileride daha çok oralı insanların gittiğini tahmin ettiğimiz başka bir yere girdik. Burada bizim sulu nohut yemeğine benzer bir yemek var ve biz de sulu yemeği özlediğimiz için küçük iki tabak nohut sipariş ettik. Yanında üç küçük tabak meze söyledim; bunlar da ahtapot salatası, midye ve başka bir meze. İki kadeh de kırmızı şarap söyledim. Gelen hesap 11,5 euroydu. Türkiye’de bu paraya bir kadeh şarap içemezsiniz. Marketlerde 2-3 euroya gayet güzel şaraplar var. Kırmızı şarap sevenler için Rioja, buranın en popüler üzümü; ben de bu üzümden yapılmış gövdeli şarapları çok beğenerek içtim.

Zaten fiyatların uygunluğu nedeniyle İspanya’nın bu bölgesinde Avrupa’nın başka ülkelerinde emekli olup hayatını burada geçiren çok ciddi bir nüfus var. Burada Marbella’nın tam merkezinde tuttuğumuz 3 yatak odalı evin günlük kirası 125 euro civarında; ancak sezonda günlük kirası 1300 euro. Bu yüzden buradaki insanların birçoğu evlerini yazın kiraya verip kazandıkları parayla bütün yılı geçirebiliyor. Evlerin satın alma fiyatları ise o kadar da yüksek değil. Hesaplarıma göre 10-15 yıllık kira geliriyle burada bir daire alınabilir.

Birçok Avrupa şehrinde olduğu gibi Marbella’da da şehrin eski zamanlardaki merkezi korunmuş, binalar eski dokusu çok iyi korunarak restore edilerek restoran, butik otel, küçük dükkanlar haline getirilmiş. Şehir bu bölgenin etrafında büyümüş; böylece Old Town denen bölgeye girdiğiniz anda bambaşka bir yere gitmiş gibi hissediyorsunuz. Bizim kaldığımız ev de buraya birkaç yüz metre uzaklıktaydı ve biz de sık sık burayı ziyaret ettik.

Marbella’da bu kadar uzun zaman geçirince anlatılacak konu da çok fazla tabii. 20 Şubat sonrası hava çok güzelleşti ve sıcaklık 18-20 derece arasında seyretti. Deniz sıcaklığı ocakta 14 dereceydi ve ben girmeye cesaret edemedim. Ama 23 Şubat’ta 16 derece civarında olunca ve denize giren başkalarını da görünce ben de denize girdim. 16 derecede daha önce de yüzdüğüm için ne hissedeceğimi biliyordum. Soğuk suda yüzmek başta biraz nefesi kesse de, sonrasında vücuda gerçekten çok iyi geliyor.

Tuttuğumuz evin hemen arkasında bir park vardı ve içinde birçok heykel bulunuyordu. Ben bu heykellerin yanından neredeyse her gün geçtim ama kimin yaptığını hiç fark etmemiştim. Meğer bunlar dünyanın en ünlü heykeltraşı Rodin’in eserleriymiş. Tabii, bunu öğrendiğim anda bu eserlere bakışım değişti. Ne garip değil mi, birçok esere aslında eserin ne olduğundan çok kimin olduğuna bakarak ilgi gösteriyoruz.

Marbella’da mimari yapıların çoğunlukla apartmanlar olduğunu söyleyebilirim; hatta bazıları oldukça çirkin tasarlanmış. Ama bu, İspanya genelinde zaten böyle. Avrupa’nın diğer gelişmiş ülkelerinde bu kadar çok apartman gördüğümü hatırlamıyorum. Şehir dışına tek başına villa ya da site içinde villalar da yapılıyor, ama bunlar çok daha az, gördüğüm kadarıyla. Bu nedenle merkezde oldukça yoğun bir insan kalabalığı oluşuyor. Yazın nasıl bir araba trafiği, otopark sıkıntısı oluyordur, düşünemiyorum. Bu kadar yoğun insan olunca da bütün bu apartmanların altı restoran, bar, mağaza gibi işyerleriyle dolu. Marbella’nın eski şehri ile sonradan gelişen kısımlarını kıyaslayınca, insanlığın bu anlamda pek de ileriye gitmediğini düşünüyorum, doğrusu.

Sonuç olarak, bu mimariye rağmen, Marbella başta olmak üzere Malaga ile Cebelitarık arasındaki bütün sahil şeridi bizim en çok beğendiğimiz yer oldu. Burada huzurlu bir yaşam sürmek mümkün. Yaşlandığımızda buraya yerleşsek mi diye ciddi ciddi düşünmeye başladık bile. Bizi ziyarete gelen misafirlerimiz bile aynı şeyi hissettiler.

Ana yazıya dönmek için tıklayın.