Salamanca’dan çıkıp güneye doğru yolumuza devam ettik. Nerede kalabileceğimizi düşünürken, yol üzerindeki alternatifler arasında Cáceres dikkatimi çekti. Orta Çağ’dan kalma en iyi korunmuş yerlerden biri olduğunu okuyunca, iki gece de orada kalmaya karar verdik. Game of Thrones’un birçok sahnesi de zaten burada çekilmiş.
Gemini’den bilgiler:
Cáceres, İspanya’nın batısındaki Extremadura bölgesinde yer alan, zamanın durduğu hissini veren, vahşi ve asil bir şehirdir. Eğer Orta Çağ atmosferini, şövalye hikayelerini ve bozulmamış bir tarih dokusunu seviyorsanız, Cáceres sizin için İspanya’daki en etkileyici duraklardan biri olacaktır.
İşte bu “zaman makinesi” şehir hakkında bilgiler:
1. Temel Bilgiler: Nüfus ve Coğrafya
- Nüfus: Yaklaşık 96.000. Sakin ve telaşsız bir nüfus yapısına sahiptir.
- Coğrafya: Portekiz sınırına yakın, engebeli ve kayalık bir arazide kuruludur. Çevresi meşe ormanları ve uçsuz bucaksız meralarla (dehesas) çevrilidir.
2. Kültür ve Bilinen Özellikleri
- Orta Çağ ve Rönesans Birleşimi: Eski şehir merkezi (Ciudad Monumental), Avrupa’nın en iyi korunmuş tarihi dokularından biridir. Surlar içinde neredeyse hiç modern bina yoktur.
- UNESCO Mirası: 1986’dan beri Dünya Mirası Listesi’ndedir.
- Dizi ve Filmler: Şehir o kadar otantiktir ki, Game of Thrones ve House of the Dragon dizilerinin birçok sahnesi (King’s Landing sahneleri dahil) burada çekilmiştir.
3. Mevsimlere Göre Yaşam
- Yaz: Oldukça sıcak ve kuraktır (35-40°C). Gündüzleri sokaklar boşalır, hayat gece yarısından sonra canlanır.
- Kış: Yumuşak geçer, kar nadir görülür, ancak yağışlı olabilir. Tarihi taş binaların arasında dolaşmak için en mistik zamandır.
- Bahar ve Sonbahar: Ziyaret için en ideal zamanlardır. Doğanın yeşerdiği ve yerel festivallerin yapıldığı dönemlerdir.
4. Neleri Ünlü?
- Surlar ve Kuleler: Şehri çevreleyen, Roma ve Arap dönemlerinden kalma surlar ile üzerindeki 30’dan fazla kule.
- Pimentón de La Vera: Dünyanın en iyi tütsülenmiş toz biberi bu bölgede üretilir.
- Leylekler: Şehrin simgelerinden biridir; her kule ve kilisenin tepesinde devasa leylek yuvaları görmeniz çok olağandır.
5. Bilinmeyen / Az Bilinen Özellikler
- Aljibe (Sarnıç): Müze binasının altında yer alan, 11. yüzyıldan kalma devasa bir Endülüs sarnıcı vardır. Atmosferi tek kelimeyle büyüleyicidir.
- Sessizlik: Eski şehir merkezinde gece yürüyüşü yaparsanız, tek duyacağınız şey kendi ayak sesleriniz olur; bu, Avrupa’daki turistik şehirlerde pek rastlanmayan bir deneyimdir.
6. Türklerin Seveceği ve Dikkatini Çekecek Özellikler
- Yavaş Yaşam (Slow Life): Türk insanının sevdiği o uzun akşam yemekleri ve bitmeyen sohbetler burada bir yaşam biçimidir.
- Tarihi Doku: Mardin veya Safranbolu gibi “yaşayan tarih” konseptine sahip şehirlerimizi sevenler için Cáceres bir cennettir.
- Fiyatlar: Madrid veya Barselona’ya kıyasla çok daha ekonomiktir; bu da kaliteli bir tatil imkânı sunar.
7. Ne Yemek Gerekir?
- Torta del Casar: Bölgenin en meşhur peynirlerinden biridir. İçi akışkandır, üstü kesilir ve ekmek banarak yenir. Tadı çok yoğun ve unutulmazdır.
- Jamón Ibérico de Bellota: Buradaki meşe ormanlarında palamutla beslenen domuzlardan elde edilen bu jambon, dünyanın en değerlilerinden biridir.
- Migas Extremeñas: Bayat ekmek, sarımsak, biber ve pastırma ile yapılan, Türk mutfağındaki bazı yöresel ekmek aşlarını anımsatan çok doyurucu bir halk yemeği.
- Zarangollo: Kabak ve yumurta ile yapılan hafif bir meze.
8. Ekstra Dikkat Çekici Konular
- Atrio: Şehirde dünyanın en iyi restoranlarından ve şarap mahzenlerinden biri olan 3 Michelin yıldızlı “Atrio” bulunur. Gastronomi meraklıları için bir hac yeri.
- Helga de Alvear Müzesi: Bu tarihi şehrin ortasında, modern sanatın en uç örneklerini barındıran muazzam bir çağdaş sanat müzesi yer alır; eski ve yeni arasındaki tezat şaşırtıcıdır.
- Yıldız Gözlemi: Çevresinde büyük şehir ışıkları olmadığı için bölge, yıldızları izlemek (Astrotourism) için Avrupa’nın en karanlık ve temiz gökyüzüne sahiptir.
Caceres’e 31 Aralık günü, yani yılbaşı günü öğleden sonra vardık. Kaldığımız otel surların hemen yanındaydı. Otis ile bu muhteşem eski şehri defalarca yürüyerek gezdim. Hava oldukça soğuk olmasına rağmen, öğleden sonra insanlar dışarıda yılbaşı kutlamalarına başlamıştı. Biz de eski şehirde biraz dolaşıp akşam yemeğimizi erken yedikten sonra otele döndük. Planımız kısa bir dinlenmenin ardından geceyi dışarıda, kalabalıkların içinde geçirmekti.
Ancak saat 22:00 civarında tekrar dışarı çıktığımızda sokaklar bomboştu. Sanki şehir bir anda ortadan kaybolmuş gibiydi. Yaklaşık bir saat dolaştık, tek bir açık restoran ya da bar bulamadık. Karşılaştığımız birkaç kişi dışında neredeyse kimse yoktu. En sonunda köpeğiyle yürüyen genç birine rastladık ve insanların nerede olduğunu sorduk. O da bu gecenin burada, aileyle evde geçirilen bir gece olduğunu, kimsenin dışarı çıkmadığını söyledi. Beklentimizin tam tersine, yılbaşını boş sokaklarda dolaşıp otele dönerek ve erkenden uyuyarak geçirdik.
Ertesi sabah erkenden Otis ile tekrar eski şehre gittim. 1 Ocak sabahını, Orta Çağ’dan kalmış ama son derece iyi korunmuş, içinde hala hayatın devam ettiği, binaların otel, restoran ve kafe olarak kullanıldığı adeta yaşayan bir müzede geçirdim. Öğleden sonra Ayşegül ile şehrin diğer bölgelerini de gezdik. Soğuk ama güneşli bir havada dışarıda oturup bu sakinliğin tadını çıkardık.
Ertesi gün, tarihi bölgede Otis ile yürüyüş yaparken tesadüfen dünyanın en iyi restoranlarından biri sayılan Atrio’nun önünden geçtim. Hemen yanında, aynı ekibin işlettiği Torre de Sande adlı başka bir restoran vardı. İçeri girip çok da umutlu olmadan köpek kabul edip etmediklerini sordum. Kabul ettiklerini öğrenince hiç vakit kaybetmeden akşam için rezervasyon yaptırdım. Zaten İspanya’da çoğu restoran 20:00 civarında açılıyor.
Akşam restorana gittiğimizde içerisi tamamen doluydu. Gün boyunca neredeyse kimseyi görmediğimiz bir şehirde bu kalabalık beni gerçekten şaşırttı. Bu arada, Ayşegül ile yaklaşık bir yıldır zayıflama iğneleri kullanıyoruz, bu yüzden yemeğe iştahla başlasak bile çok hızlı doyuyoruz. Buna rağmen, buraya kadar gelmişken deneyimin hakkını verelim diye tasting menüyü tercih ettik. Porsiyonlar tam bize göreydi ve gerçekten büyük keyifle çok güzel bir akşam geçirdik.
Geceye ayrı bir renk katan ise hoş bir tesadüf oldu. Kendi aramızda konuşurken garsonlardan biri Türkçe konuştuğumuzu fark edip yanımıza geldi ve kendisinin de Türk olduğunu söyledi. İspanyolcasını geliştirmek için buraya gelmiş. Türkiye’de bale ve dans eğitimi almış, son derece sempatik bir gençti. Gece boyunca bizimle özel olarak ilgilendi, sık sık yanımıza geldi ve hatta içtiğimiz şarapları ikram etti.
Caceres, tarihi dokuyu çok seven biri olarak bende çok özel bir yer edindi. Küçük bir şehir olmasına rağmen kafa dinlemek ve gerçekten ‘yavaşlamak’ için birkaç gün geçirmek inanılmaz keyifliydi. Tekrar gelmeyi çok isterim.
Ana yazıya dönmek için tıklayın.




























