Caceres

Salamanca’dan çıkıp güneye doğru yolumuza devam ettik. Nerede kalabileceğimizi düşünürken, yol üzerindeki alternatifler arasında Cáceres dikkatimi çekti. Orta Çağ’dan kalma en iyi korunmuş yerlerden biri olduğunu okuyunca, iki gece de orada kalmaya karar verdik. Game of Thrones’un birçok sahnesi de zaten burada çekilmiş.

Gemini’den bilgiler:

Caceres’e 31 Aralık günü, yani yılbaşı günü öğleden sonra vardık. Kaldığımız otel surların hemen yanındaydı. Otis ile bu muhteşem eski şehri defalarca yürüyerek gezdim. Hava oldukça soğuk olmasına rağmen, öğleden sonra insanlar dışarıda yılbaşı kutlamalarına başlamıştı. Biz de eski şehirde biraz dolaşıp akşam yemeğimizi erken yedikten sonra otele döndük. Planımız kısa bir dinlenmenin ardından geceyi dışarıda, kalabalıkların içinde geçirmekti.

Ancak saat 22:00 civarında tekrar dışarı çıktığımızda sokaklar bomboştu. Sanki şehir bir anda ortadan kaybolmuş gibiydi. Yaklaşık bir saat dolaştık, tek bir açık restoran ya da bar bulamadık. Karşılaştığımız birkaç kişi dışında neredeyse kimse yoktu. En sonunda köpeğiyle yürüyen genç birine rastladık ve insanların nerede olduğunu sorduk. O da bu gecenin burada, aileyle evde geçirilen bir gece olduğunu, kimsenin dışarı çıkmadığını söyledi. Beklentimizin tam tersine, yılbaşını boş sokaklarda dolaşıp otele dönerek ve erkenden uyuyarak geçirdik.

Ertesi sabah erkenden Otis ile tekrar eski şehre gittim. 1 Ocak sabahını, Orta Çağ’dan kalmış ama son derece iyi korunmuş, içinde hala hayatın devam ettiği, binaların otel, restoran ve kafe olarak kullanıldığı adeta yaşayan bir müzede geçirdim. Öğleden sonra Ayşegül ile şehrin diğer bölgelerini de gezdik. Soğuk ama güneşli bir havada dışarıda oturup bu sakinliğin tadını çıkardık.

Ertesi gün, tarihi bölgede Otis ile yürüyüş yaparken tesadüfen dünyanın en iyi restoranlarından biri sayılan Atrio’nun önünden geçtim. Hemen yanında, aynı ekibin işlettiği Torre de Sande adlı başka bir restoran vardı. İçeri girip çok da umutlu olmadan köpek kabul edip etmediklerini sordum. Kabul ettiklerini öğrenince hiç vakit kaybetmeden akşam için rezervasyon yaptırdım. Zaten İspanya’da çoğu restoran 20:00 civarında açılıyor.

Akşam restorana gittiğimizde içerisi tamamen doluydu. Gün boyunca neredeyse kimseyi görmediğimiz bir şehirde bu kalabalık beni gerçekten şaşırttı. Bu arada, Ayşegül ile yaklaşık bir yıldır zayıflama iğneleri kullanıyoruz, bu yüzden yemeğe iştahla başlasak bile çok hızlı doyuyoruz. Buna rağmen, buraya kadar gelmişken deneyimin hakkını verelim diye tasting menüyü tercih ettik. Porsiyonlar tam bize göreydi ve gerçekten büyük keyifle çok güzel bir akşam geçirdik.

Geceye ayrı bir renk katan ise hoş bir tesadüf oldu. Kendi aramızda konuşurken garsonlardan biri Türkçe konuştuğumuzu fark edip yanımıza geldi ve kendisinin de Türk olduğunu söyledi. İspanyolcasını geliştirmek için buraya gelmiş. Türkiye’de bale ve dans eğitimi almış, son derece sempatik bir gençti. Gece boyunca bizimle özel olarak ilgilendi, sık sık yanımıza geldi ve hatta içtiğimiz şarapları ikram etti.

Caceres, tarihi dokuyu çok seven biri olarak bende çok özel bir yer edindi. Küçük bir şehir olmasına rağmen kafa dinlemek ve gerçekten ‘yavaşlamak’ için birkaç gün geçirmek inanılmaz keyifliydi. Tekrar gelmeyi çok isterim.

Ana yazıya dönmek için tıklayın.