Saint-Émilion’da 2 saat kadar zaman geçirip yola devam ettik ama yol boyunca hava sürekli değişti. Bazen güneş açtı, bazen de aşırı yoğun sağanak bastırdı. Le Mans’a varmayı düşünürken yol üzerinde Tours adında bir yer gördük. Şehri incelerken nerede kalabiliriz diye otellere de baktım ve SPA’sı da olan bir otel görünce orada kalmaya karar verdik. Böylece havanın bu kadar değişken ve sevimsiz olduğu bir günü en azından SPA’da dinlenerek geçirebiliriz diye düşündük; bu da bize çok iyi geldi.
Gemini’ye sorunca aslında farkında olmadan önemli bir yere geldiğimizi fark ettik:
Tours, Fransa’nın kalbinde, “Kralların Bahçesi” olarak bilinen Loire Vadisi‘nin merkezidir. Paris’in şatafatı ile taşranın huzuru arasında mükemmel bir dengedir.
1. Temel Bilgiler: Nüfus ve Coğrafya
- Nüfus: Şehir merkezi yaklaşık 137.000, çevresiyle birlikte 500.000 civarındadır.
- Coğrafya: Fransa’nın en uzun nehri olan Loire ile Cher nehirlerinin arasında, düz bir ovada kuruludur. Nehirlerin birleştiği bu stratejik nokta, şehre suyun huzurunu verir.
2. Kültür ve Bilinen Özellikleri
- En Saf Fransızca: Tours halkının dünyadaki en saf ve aksansız Fransızca’yı konuştuğu kabul edilir. Dil öğrenmek isteyenlerin ilk durağıdır.
- Şatoların Kapısı: Dünyaca ünlü Loire Şatoları’nı (Chambord, Chenonceau gibi) gezmek isteyenlerin ana konaklama merkezidir.
- Saint-Gatien Katedrali: Gotik mimarinin zirvelerinden biri olan, devasa vitraylarıyla ünlü görkemli bir katedraldir.
3. Mevsimlere Göre Yaşam
- Bahar & Yaz: “Loire à Vélo” (Loire’da Bisiklet) rotası canlanır. Nehir kenarındaki Guinguette (açık hava barları) kurulur; dans, müzik ve şarap yaz gecelerinin vazgeçilmezidir.
- Sonbahar: Vadideki bağların altına döndüğü, şarap tadımlarının en keyifli olduğu zamandır.
- Kış: Şehir ışıl ışıl olur, sisli nehir manzarasıyla tam bir Orta Çağ kasabası havasına bürünür.
4. Neleri Ünlü?
- Place Plumereau: Dünyanın en güzel “aperatif içme meydanlarından” biri olarak seçilmiştir. Etrafı 15. yüzyıldan kalma yarı ahşap (half-timbered) evlerle çevrilidir.
- Saint-Martin Bazilikası: Hristiyan dünyası için çok önemli bir hac merkezidir.
5. Bilinmeyen / Şaşırtıcı Özellikler
- Eski Başkent: Tours, 1450-1550 yılları arasında Fransa’nın fiili başkentliğini yapmıştır; krallar Paris yerine burada yaşamayı tercih etmiştir.
- İpek Üretimi: 15. yüzyılda kraliyetin ipek ihtiyacını karşılayan dev bir ipek üretim merkeziydi.
6. Türklerin Seveceği Özellikler
- Canlı Meydan Kültürü: Place Plumereau’daki o kalabalık ve masaların sokaklara taşma hali, bizim Ege kasabalarındaki meydan enerjisine çok benzer.
- Düzen ve Estetik: Şehir çok düzenlidir ne çok büyük ne çok küçüktür. “İdeal şehir” tanımına uyar.
7. Ne Yemek Gerekir?
- Rillettes de Tours: Domuz etinin kendi yağında uzun süre pişmesiyle yapılan, ekmeğe sürülen meşhur bir ezme (Bölgenin gastronomi imzasıdır).
- Sainte-Maure de Touraine: Ortasından çavdar çöpü geçen, küllü ve silindir şeklinde efsanevi bir keçi peyniri.
- Nougat de Tours: Klasik nuga ile karıştırmayın; bu meyve şekerlemeli ve bademli özel bir kektir.
- Vouvray Şarapları: Bölgenin beyaz şarapları dünya çapındadır.
8. Ekstra & Dikkat Çekici Notlar (Köpek Dostu mu?)
- Köpekli Yaşam: Tours, nehir kenarındaki sonsuz yürüyüş parkurlarıyla köpeğin için bir cennettir. Şehrin içindeki Jardin des Prébendes d’Oé gibi parklar, İngiliz bahçesi stilinde ve köpeğinle huzurlu vakit geçirmek için harikadır.
- Bisiklet Şehri: Burada mutlaka bisiklet kiralamalısın. Nehir boyunca pedal çevirirken göreceğin manzaralar Coollect kartlarında “Nadir Manzara” kategorisine girer.
Biz Tours’a akşam üzeri varınca, yemeği otelde mi yoksa dışarıda mı yiyelim diye biraz araştırınca, yağmurun da ara verdiğini görüp dışarı çıkmaya karar verdik. İyi ki de öyle yapmışsınız. Zaten oldukça küçük olan şehirdeki Place Plumereau adındaki ünlü meydanı içgüdülerimizle bulduk. Meydanın etrafındaki restoranların iç mekanları hepsi doluydu; biz de soğuk olmasına rağmen dışarıda oturduk. Bu küçük sayılabilecek meydanın çevresindeki 3-4 katlı binalar kendine has mimarisiyle çok dikkat çekiyor.
Restorana oturup sipariş verdikten sonra ben Otis ile yemek gelinceye kadar keşif turuna çıkayım bari dedim. Hafta içi olmasına rağmen genç nüfusun hakim olduğu sokaklarda hayat vardı. Yemekten sonra başka sokakları da dolaşırken, bir barın önünde tek başına oturmuş bir Fransız kadın Otis’e laf attı. Otis de ona sokulmaya başlayınca gidip konuşmaya başladık ve bir süre sonra kadın, dünyada olup bitenler hakkında ne düşündüğümüzü sordu. Filistin’de ve İran’da yaşananlar için kalbinin çok acıdığını, çok üzgün olduğunu söyledi bize. O anda insanların din, dil, ırk ya da milliyet olarak değil, iyi ve kötü insanlar olarak ayrıldığını düşündüm.
Tours adında ilk defa geldiğimiz bir şehirde, gece yarısı sokakların arasındaki bir barın önünde ilk defa gördüğümüz bir kadınla kalbimizde aynı acıları hissedebiliyorsak, işte o zaman aynı saflardayız. Ama dinleri alet ederek kendilerinde her türlü hakkı gören insanların, onların kuklası politikacıların ve onların suç ortağı olan milyarderlerin, sonu gelmez hırsları yüzünden insanlar birbirlerine düşman oluyor. Bu kadar güzel yerlerde çok güzel insanlar tanıyıp dünyanın geldiği bu saçma sapan düzene isyan etmemek elde değil. Paylaşmayı bilebilsek, dünyada aslında herkese yetecek kadar kaynak var.
Çok az görebildiğimiz bu güzel şehri de sonraki gezilerimizde daha detaylı gezebilmek için aklımıza not ettik.
Ertesi gün Tours’tan çıkıp son gecemizi geçireceğimiz ve oradan ertesi sabah Eurotunnel ile İngiltere’ye geçeceğimiz Calais’e doğru yola koyulduk.
Ana yazıya dönmek için tıklayın.











