Tours

Saint-Émilion’da 2 saat kadar zaman geçirip yola devam ettik ama yol boyunca hava sürekli değişti. Bazen güneş açtı, bazen de aşırı yoğun sağanak bastırdı. Le Mans’a varmayı düşünürken yol üzerinde Tours adında bir yer gördük. Şehri incelerken nerede kalabiliriz diye otellere de baktım ve SPA’sı da olan bir otel görünce orada kalmaya karar verdik.  Böylece havanın bu kadar değişken ve sevimsiz olduğu bir günü en azından SPA’da dinlenerek geçirebiliriz diye düşündük; bu da bize çok iyi geldi.

Gemini’ye sorunca aslında farkında olmadan önemli bir yere geldiğimizi fark ettik:

Biz Tours’a akşam üzeri varınca, yemeği otelde mi yoksa dışarıda mı yiyelim diye biraz araştırınca, yağmurun da ara verdiğini görüp dışarı çıkmaya karar verdik. İyi ki de öyle yapmışsınız. Zaten oldukça küçük olan şehirdeki Place Plumereau adındaki ünlü meydanı içgüdülerimizle bulduk. Meydanın etrafındaki restoranların iç mekanları hepsi doluydu; biz de soğuk olmasına rağmen dışarıda oturduk. Bu küçük sayılabilecek meydanın çevresindeki 3-4 katlı binalar kendine has mimarisiyle çok dikkat çekiyor.

Restorana oturup sipariş verdikten sonra ben Otis ile yemek gelinceye kadar keşif turuna çıkayım bari dedim. Hafta içi olmasına rağmen genç nüfusun hakim olduğu sokaklarda hayat vardı. Yemekten sonra başka sokakları da dolaşırken, bir barın önünde tek başına oturmuş bir Fransız kadın Otis’e laf attı. Otis de ona sokulmaya başlayınca gidip konuşmaya başladık ve bir süre sonra kadın, dünyada olup bitenler hakkında ne düşündüğümüzü sordu. Filistin’de ve İran’da yaşananlar için kalbinin çok acıdığını, çok üzgün olduğunu söyledi bize. O anda insanların din, dil, ırk ya da milliyet olarak değil, iyi ve kötü insanlar olarak ayrıldığını düşündüm.

Tours adında ilk defa geldiğimiz bir şehirde, gece yarısı sokakların arasındaki bir barın önünde ilk defa gördüğümüz bir kadınla kalbimizde aynı acıları hissedebiliyorsak, işte o zaman aynı saflardayız. Ama dinleri alet ederek kendilerinde her türlü hakkı gören insanların, onların kuklası politikacıların ve onların suç ortağı olan milyarderlerin, sonu gelmez hırsları yüzünden insanlar birbirlerine düşman oluyor. Bu kadar güzel yerlerde çok güzel insanlar tanıyıp dünyanın geldiği bu saçma sapan düzene isyan etmemek elde değil. Paylaşmayı bilebilsek, dünyada aslında herkese yetecek kadar kaynak var.

Çok az görebildiğimiz bu güzel şehri de sonraki gezilerimizde daha detaylı gezebilmek için aklımıza not ettik.

Ertesi gün Tours’tan çıkıp son gecemizi geçireceğimiz ve oradan ertesi sabah Eurotunnel ile İngiltere’ye geçeceğimiz Calais’e doğru yola koyulduk.

Ana yazıya dönmek için tıklayın.