Daha önce de bir kez geldiğimiz ve bu defa iki gece kaldığımız San Sebastián, Fransa-İspanya sınırını geçtikten sonraki ilk şehir. Önceki gelişimizde burada kalmadan, günü geçirip kaldığımız yere geri dönmüştük.
Önce Gemini’den topladığım temel bilgilerle başlayayım:
San Sebastián (Baskça adıyla Donostia), İspanya’nın kuzeyinde, Bask Bölgesi’nde yer alan, Avrupa’nın en zarif ve gastronomi açısından en zengin şehirlerinden biridir. Türk gezginler için hem tanıdık bir sahil kasabası sıcaklığı hem de çok farklı bir kültürel derinlik sunar.
İşte San Sebastian hakkında kısa ve öz bilgiler:
1. Nüfus ve Coğrafya
- Nüfus: Yaklaşık 188.000. Küçük, düzenli ve yürüyerek gezilebilen bir şehirdir.
- Coğrafya: Biskay Körfezi kıyısında, Fransa sınırına çok yakındır. Şehir, ünlü La Concha plajının etrafında bir “at nalı” şeklinde kurulmuştur. Arkası yeşil dağlar (Monte Igueldo ve Monte Urgull), önü ise Atlas Okyanusu’dur.
2. Kültür ve Bilinen Özellikleri
- Bask Kimliği: Burası İspanya’dır ama halk önce Basklı’dır. Kendilerine özgü, dünyada hiçbir dil ailesine benzemeyen dilleri (Euskera) ve güçlü gelenekleri vardır.
- Film Festivali: Her yıl Eylül ayında düzenlenen San Sebastián Uluslararası Film Festivali ile dünya yıldızlarını ağırlar.
- Sörf: Zurriola Plajı, Avrupa’nın en önemli sörf noktalarından biridir.
3. Mevsimlere Göre Yaşam
- Yaz: Çok popülerdir, ancak Akdeniz kadar kavurucu olmaz (22-26°C). Plaj hayatı ve festivaller ön plandadır.
- Sonbahar: Gastronomi için en iyi zaman. Eylül sonu film festivali şehre büyük bir enerji katar.
- Kış: Yağmurlu ve rüzgarlıdır ancak okyanusun dev dalgalarını izlemek keyiflidir. ‘Kuzeyli’ bir hava hakimdir.
- Bahar: Doğanın uyandığı, daha sakin ve yerel bir deneyim sunar.
4. Neleri Ünlü?
- Michelin Yıldızları: Dünyada metrekare başına en çok Michelin yıldızı düşen şehirlerden biridir (Arzak, Akelarre gibi efsane restoranlar burada yer alır).
- La Concha Plajı: Dünyanın en güzel şehir plajlarından biri olarak kabul edilir.
- Pintxos (Pinços): Bask usulü tapas.
5. Bilinmeyen / Az Bilinen Özellikler
- Gizli Yemek Kulüpleri (Sociedades Gastronómicas): Sadece üyelerin (geleneksel olarak yalnızca erkeklerin) girebildiği, birlikte yemek pişirilen gizli dernekler, şehrin sosyal kalbidir.
- Fransız Etkisi: 19. yüzyılda İspanyol aristokrasisinin yazlık yeri olduğu için mimarisi Madrid’den çok Paris’i andırır.
6. Türklerin Seveceği ve Dikkatini Çekecek Özellikler
- Meze Kültürü: Bizdeki meze/rakı-balık kültürüne çok benzeyen bir sosyalleşerek yeme mantığı vardır.
- Deniz Tutkusu: Karadeniz gibi yeşilin ve mavinin birleştiği doğası Türk gezginlere çok tanıdık gelir.
- Gece Hayatı: Sokaklarda ayakta içki içip sohbet eden kalabalıklar, Beşiktaş veya Kadıköy sokaklarını anımsatabilir.
- Çay-Kahve: İspanyolların kahve düşkünlüğü bizimkiyle yarışır, her köşede kaliteli kahve bulabilirsiniz.
7. Ne Yemek Gerekir?
- La Viña Cheesecake: Meşhur San Sebastián Cheesecake’in doğduğu yer burasıdır. Orijinalini mutlaka burada yiyin.
- Pintxos: Eski Şehir (Parte Vieja) sokaklarında bardan bara dolaşarak küçük ekmek üstü lezzetleri deneyin.
- Txuleta: Dev boyutlarda, odun ateşinde pişmiş Bask bifteği.
- Deniz Ürünleri: Özellikle ızgara kalkan balığı ve karides.
- Txakoli: Bölgeye özgü, hafif asitli ve köpüklü bir beyaz şarap.
Bu genel bilgilerin ötesinde, benim ekleyebileceğim özelliklerin başında güzel restoranların ve barların bulunduğu eski şehrin (old town) sokaklarının canlılığı gelir. San Sebastián deyince tabii ki herkesin aklına gurme şehri geliyor. Buradaki Michelin yıldızlı restoranların ünü tüm dünyada biliniyor. Bu restoranlardaki her bir tabak bir sanat eseri titizliğinde hazırlanıyor ve mümkünse yemek yerine eve götürüp sergilemek isteyeceğiniz kadar estetiğine önem veriliyor. Tabii fiyatları da ona göre, malzeme maliyetinden öte, bir sanat eseri ayarında oluyor. Bu restoranlarda tasting menü fiyatları genelde içki hariç 300 ile 500 euro arasında.
Biz Fransa’dan çok soğuk havadan buraya geldikten sonra nispeten daha ılık bir havada sokaklarda dolaştık, ünlü cheesecake’i La Vina’da yedik, La Concha Plajı’nda baştan sona dolaştık. Michelin restoranlarından çok ekmek üzeri meze olarak tanımlayabileceğim ve pintxos denen yiyecekler bizim daha çok ilgimizi çektiğinden, gidebildiğimiz kadar farklı restoranları denemeye çalıştık.
Otis kumsalda özgürce koşarken soğuk denize girmeyi de ihmal etmedi tabii. Bu plajda insanlar kumlara isimlerini yazıyor, ama bazı kişiler de kuma sanat eserleri sayılacak desenler çizip bahşiş toplamaya çalışıyor. Gel-Git nedeniyle bir süre sonra bu kadar uğraşla yaptıkları desenler yok oluyor.
Kaldığımız otel eski şehre yürüyerek 25 dakika mesafedeydi, zaten bütün şehri ve önemli yerleri 2-3 saat içinde yürüyebilirsiniz. San Sebastián’ı şehir olarak çok güzel yapan şeylerden biri, tam ortasından geçerek denize dökülen Urumea Nehri. Bu nehir, San Sebastián’ın hem görsel güzelliğini artıran hem de günlük yaşamını organize eden şehirle bütünleşmiş bir unsur. Şehri tarihi merkez ve modern bölgeler olarak ikiye bölen, kentin estetik, ulaşım ve sosyal dokusunu şekillendiren hayati bir su yolu. Nehir üzerindeki 6 tarihi köprü (örneğin Lehendakari Agirre Köprüsü veya Real Sociedad Köprüsü) şehrin mimari tarihini yansıtırken, kıyılarındaki yeşil alanlar yürüyüş ve bisiklet rotalarıyla şehirliler için harika bir yaşam alanı sunuyor. Biz Otis ile buralarda yürümekten büyük keyif aldık.
San Sebastián sık sık ziyaret etmeyi isteyeceğimiz, kendimizi iyi hissettiren ve çok huzurlu bir yer. Denize de girebileceğimiz bir mevsimde buraya tekrar gelebilmeyi çok isterim doğrusu.
Ana yazıya dönmek için tıklayın.










