Pamplona

Madrid’den sonraki durağımız olan Pamplona’ya gelirken kaç gece kalacağımıza karar vermemiştik. Akşamüstü geldiğimiz bu şehirde otele yerleştik. Akşam yemeği için dışarı çıkınca şehre hayran kaldık. Otel dönüşünde kalışımızı hemen bir gece daha uzattık.

Gemini bilgileri:

Yukarıda Gemini’nin de özetlediği gibi, bu şehir gerçekten büyüleyici. Ernest Hemingway’in buraya aşık olmasına şaşırmamak lazım, bence fazlasıyla haklı. Biz cuma günü gelip cuma ve cumartesi gecelerini burada geçirince, hava zaman zaman yağışlı olsa da çok keyif aldık.

Şehir, yüksekçe bir tepenin üzerine kurulmuş, daha sonra aşağıdan geçen Arga Nehri kıyılarına doğru genişlemiş. Biz eski şehrin içindeki bir otelde kaldık ve en uzak noktasına bile yürüyerek yarım saat içinde ulaşabildik. Ayrıca burası, gurmelerin en sevdiği şehirlerden biri olan San Sebastián’a da oldukça yakın.

Açıkçası buradaki “pintxo” kültürüne hayran kaldım. Ekmek üzerine hazırlanan küçük ama lezzetli atıştırmalıkların adı bu. Pamplona’da fiyatlar da oldukça uygun. Bir pintxo genelde 2–3 euro civarında ve 4–5 tane yediğinizde rahatlıkla doyuyorsunuz. Yanına bir kadeh şarap da yine 2–3 euro olunca, ortaya inanılmaz keyifli bir deneyim çıkıyor.

Pamplona, boğa güreşleriyle tanınan bir şehir ama asıl ününü San Fermín Festivali’nden alıyor. Her yıl 6–14 Temmuz tarihleri arasında, 8 gün boyunca Estafeta Caddesi’nden arenaya doğru boğalar salınıyor ve insanlar da onların önünde koşuyor. Bana göre tam anlamıyla çılgınlık, ama insanlar bu deneyim için adeta akın ediyor. Festival döneminde ev sahipleri balkonlarını kiraya veriyormuş. Bu koşular sırasında çok sayıda insan yaralanıyor, hatta hayatını kaybedenler bile olmuş. Sabah yapılan bu koşulardan sonra da akşamları bu boğalar matadorların önüne çıkarılıyor ve boğa güreşleri yapılıyormuş.

Aslında boğa güreşi İspanya’da tartışmalı bir konu. Gençlerin çoğunluğu artık bunun yapılmasına karşı çıkarken, geleneksel olarak da çok güçlü bir tabanı olduğundan, bazı yerlerde yasaklanırken, bazı yerlerde hala güçlü şekilde devam ediyormuş. Pamplona, boğa güreşi denince ilk akla gelen yermiş.

Boğaların koştuğu Estafeta Caddesi’ni en başından sonuna kadar yürüdüm ve sokağın sonundaki boğa güreşi arenası olan Plaza de Toros’a girdim. Müze gibi gezebildiğiniz bu arenada olmak heyecan verici gerçekten.  

Ben sabahları erken saatlerde, şehir henüz boşken sokaklarda dolaşmayı ve fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Sanki şehrin gerçek ve filtresiz halini o zaman görüyorum. Kalabalık ve gece hem güzel hem de çirkin olanı bir şekilde gizliyor. Sabah saatlerinde genelde işe giden insanlarla ya da sokakları temizleyen görevlilerle karşılaşıyorum. Onların yüz ifadelerinden ve hareketlerinden ruh hallerini anlamaya çalışıyorum. Eğer parklara gidersem, benim gibi köpek gezdiren insanlarla karşılaşıyorum. Göz göze gelmeye, onların dilinde “günaydın” ya da “merhaba” demeye çalışıyorum.

Pamplona’da hissettiğim şey, insanların Madrid’e kıyasla daha mutlu ve huzurlu oldukları yönündeydi. Büyük şehirler, bana kalırsa, her yerde insanın ruh halini ciddi şekilde aşağı çekiyor.

Bu güzel şehir, İspanya’daki son durağımız oldu. Büyük bir keyifle geçirdiğimiz bu günleri tekrar yaşayabilmeyi şimdiden iple çekiyoruz.

Ana yazıya dönmek için tıklayın.