Madrid’den sonraki durağımız olan Pamplona’ya gelirken kaç gece kalacağımıza karar vermemiştik. Akşamüstü geldiğimiz bu şehirde otele yerleştik. Akşam yemeği için dışarı çıkınca şehre hayran kaldık. Otel dönüşünde kalışımızı hemen bir gece daha uzattık.
Gemini bilgileri:
Pamplona (Baskça adıyla Iruña), İspanya’nın kuzeyindeki Navarra bölgesinin başkentidir. Dünya onu daha çok sokaklarda boğaların koşturduğu o çılgın festivalle tanısa da, aslında yılın geri kalanında son derece düzenli, yeşil ve “aristokrat” bir havası olan, yaşam kalitesi çok yüksek bir şehirdir.
1. Temel Bilgiler: Nüfus ve Coğrafya
- Nüfus: Yaklaşık 205.000. Komşu Bask şehirlerine göre daha sakin bir nüfus yapısına sahiptir.
- Coğrafya: Pireneler’in eteğinde, Arga Nehri’nin kıyısında bir plato üzerine kuruludur. Madrid’in o kurak sıcağının aksine, burası yemyeşil, bol yağışlı ve serindir. Dağlarla çevrili olduğu için doğa sporlarına çok yakındır.
2. Kültür ve Bilinen Özellikleri
- San Fermín Festivali: Her yıl 6-14 Temmuz arasında yapılan, insanların beyaz kıyafetler ve kırmızı fularlarla (pañuelo) boğaların önünde koştuğu dünyaca ünlü festival. Şehrin nüfusu bu dönemde 200 binden 1 milyona çıkar.
- Ernest Hemingway: Şehre aşıktı. Güneş de Doğar kitabı ile Pamplona’yı dünyaya tanıttı. Şehirde her yerde heykellerini ve sıkça gittiği kafeleri (Örn: Café Iruña) görebilirsin.
- Santiago Yolu (Camino de Santiago): Hristiyanların meşhur hac yolunun İspanya’daki ilk büyük durağıdır. Sırt çantalı hacı adaylarını her mevsim sokaklarda görebilirsin.
3. Mevsimlere Göre Yaşam
- Bahar: Şehrin içindeki devasa parkların (özellikle La Taconera) canlandığı, en taze sebzelerin sofraya indiği dönemdir.
- Yaz: Temmuz başı festival çılgınlığıdır. Festival dışındaki yaz günleri ise Madrid kadar yakıcı olmaz; geceleri ceket gerekebilir.
- Sonbahar & Kış: Sisli, yağmurlu ve Pireneler’den gelen rüzgarla oldukça soğuktur. Tam bir “kuzey şehri” atmosferi hakimdir.
4. Neleri Ünlü?
- Şehir Surları: Avrupa’nın en iyi korunmuş Rönesans dönemi askeri surlarından birine sahiptir. Surların üzerinde yürüyüş yapmak şehrin en popüler aktivitesidir.
- Plaza del Castillo: Şehrin oturma odası sayılan, etrafı tarihi binalarla çevrili devasa ve şık meydan.
5. Bilinmeyen Özellikleri
- Japon Bahçesi (Yamaguchi): Pamplona’nın Japon kardeş şehri Yamaguchi adına yapılmış, Avrupa’nın en güzel Japon bahçelerinden biri buradadır.
- Zenginlik: Navarra bölgesi İspanya’nın en zengin ve işsizliğin en düşük olduğu bölgelerinden biridir; bu durum sokakların temizliğine ve binaların bakımına hemen yansır.
6. Türklerin Seveceği ve Dikkatini Çekecek Özellikler
- Yeme-İçme Adabı: “Pintxo” kültürü (Bask tarzı tapas) Türklerin meze kültürüne çok benzer. İnsanlar bir barda bir şeyler atıştırıp hemen diğerine geçerler; bu sosyal hareketlilik bize çok yakındır.
- Yeşil Alanlar: Beton yığınından sıkılan bir Türk için Pamplona’nın parkları ve nehir boyu yürüyüş yolları büyüleyicidir.
- Misafirperverlik: Kuzeyliler başta soğuk görünse de, bir masaya oturduğunuzda son derece sıcakkanlı ve dürüst olurlar.
7. Ne Yemek Gerekir?
- Chuletón: Odun ateşinde pişmiş devasa sığır pirzolası. Et sever Türkler için zirve noktasıdır.
- Pimientos del Piquillo: Közlenmiş küçük kırmızı biberler (genellikle içleri deniz ürünü veya etle doldurulur).
- Espárragos de Navarra: Dünyanın en iyi beyaz kuşkonmazları burada yetişir. Konserve değil, tazesini denemelisin.
- Pacharán: Yemekten sonra içilen, anasonlu ve yabani erikli geleneksel Navarra likörü.
8. Ekstra & Dikkat Çekici Detaylar
- Köpek Dostu Mu? Kesinlikle! Madrid’e göre çok daha fazla park ve yürüyüş alanı var. Arga Nehri boyundaki Paseo Fluvial rotası köpeğinle kilometrelerce (yaklaşık 12 km) kesintisiz yürümen için harikadır.
- Güvenlik: İspanya’nın en güvenli şehirlerinden biridir; gece yarısı bile sokaklarda huzurla yürüyebilirsin.
- Bisiklet: Şehir bisiklet kullanımına çok uygundur ve çoğu yer yürüme mesafesindedir.
Yukarıda Gemini’nin de özetlediği gibi, bu şehir gerçekten büyüleyici. Ernest Hemingway’in buraya aşık olmasına şaşırmamak lazım, bence fazlasıyla haklı. Biz cuma günü gelip cuma ve cumartesi gecelerini burada geçirince, hava zaman zaman yağışlı olsa da çok keyif aldık.
Şehir, yüksekçe bir tepenin üzerine kurulmuş, daha sonra aşağıdan geçen Arga Nehri kıyılarına doğru genişlemiş. Biz eski şehrin içindeki bir otelde kaldık ve en uzak noktasına bile yürüyerek yarım saat içinde ulaşabildik. Ayrıca burası, gurmelerin en sevdiği şehirlerden biri olan San Sebastián’a da oldukça yakın.
Açıkçası buradaki “pintxo” kültürüne hayran kaldım. Ekmek üzerine hazırlanan küçük ama lezzetli atıştırmalıkların adı bu. Pamplona’da fiyatlar da oldukça uygun. Bir pintxo genelde 2–3 euro civarında ve 4–5 tane yediğinizde rahatlıkla doyuyorsunuz. Yanına bir kadeh şarap da yine 2–3 euro olunca, ortaya inanılmaz keyifli bir deneyim çıkıyor.
Pamplona, boğa güreşleriyle tanınan bir şehir ama asıl ününü San Fermín Festivali’nden alıyor. Her yıl 6–14 Temmuz tarihleri arasında, 8 gün boyunca Estafeta Caddesi’nden arenaya doğru boğalar salınıyor ve insanlar da onların önünde koşuyor. Bana göre tam anlamıyla çılgınlık, ama insanlar bu deneyim için adeta akın ediyor. Festival döneminde ev sahipleri balkonlarını kiraya veriyormuş. Bu koşular sırasında çok sayıda insan yaralanıyor, hatta hayatını kaybedenler bile olmuş. Sabah yapılan bu koşulardan sonra da akşamları bu boğalar matadorların önüne çıkarılıyor ve boğa güreşleri yapılıyormuş.
Aslında boğa güreşi İspanya’da tartışmalı bir konu. Gençlerin çoğunluğu artık bunun yapılmasına karşı çıkarken, geleneksel olarak da çok güçlü bir tabanı olduğundan, bazı yerlerde yasaklanırken, bazı yerlerde hala güçlü şekilde devam ediyormuş. Pamplona, boğa güreşi denince ilk akla gelen yermiş.
Boğaların koştuğu Estafeta Caddesi’ni en başından sonuna kadar yürüdüm ve sokağın sonundaki boğa güreşi arenası olan Plaza de Toros’a girdim. Müze gibi gezebildiğiniz bu arenada olmak heyecan verici gerçekten.
Ben sabahları erken saatlerde, şehir henüz boşken sokaklarda dolaşmayı ve fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Sanki şehrin gerçek ve filtresiz halini o zaman görüyorum. Kalabalık ve gece hem güzel hem de çirkin olanı bir şekilde gizliyor. Sabah saatlerinde genelde işe giden insanlarla ya da sokakları temizleyen görevlilerle karşılaşıyorum. Onların yüz ifadelerinden ve hareketlerinden ruh hallerini anlamaya çalışıyorum. Eğer parklara gidersem, benim gibi köpek gezdiren insanlarla karşılaşıyorum. Göz göze gelmeye, onların dilinde “günaydın” ya da “merhaba” demeye çalışıyorum.
Pamplona’da hissettiğim şey, insanların Madrid’e kıyasla daha mutlu ve huzurlu oldukları yönündeydi. Büyük şehirler, bana kalırsa, her yerde insanın ruh halini ciddi şekilde aşağı çekiyor.
Bu güzel şehir, İspanya’daki son durağımız oldu. Büyük bir keyifle geçirdiğimiz bu günleri tekrar yaşayabilmeyi şimdiden iple çekiyoruz.
Ana yazıya dönmek için tıklayın.


































