İspanya

Gezdiğimiz yerleri anlatmaya başlamadan önce, İspanya hakkında ülke olarak biraz yazmak istedim. Bütün yolculuk boyunca gezdiğimiz yerleri ayrı sayfalar olarak ekledim.  

Yapay zekadan fazlasıyla yararlandığım bu yolculukta ve bu yazıda, kopyalayarak eklediğim bölümleri aşağıdaki gibi italik ve mavi olarak koydum. İtalik olmayan ve siyah renkle yazılmış yerler ise tamamen benim yazdıklarım. Bu nedenle mavi bölümleri de okumanızı tavsiye ederim ama atlayarak okumanızda benim için bir sakınca yok tabii.

Bölgelerin kendi aralarındaki ilişkileri ChatGPT’ye sorduğumda aldığım yanıt oldukça doyurucu geldi bana, olduğu gibi koyuyorum buraya:

Yukarıdaki alıntıda bahsedilen her şeyi gözlemleme şansım yok tabii, ama en azından bunların içinde bana ters gelen bir şey yok ve çoğuna da katıldığımı ifade etmem gerekiyor.

İspanya’da yaptığımız bütün yolculuk boyunca fiyatlardan hiç şikayet etmedik, hiç kazıklandığımızı hissetmedik. Turizm bazı yerlerde gerçekten çok profesyonel bir sektör haline gelmiş; bunu çok olumlu anlamda söylüyorum. Bazı bölgelerde ise çok amatörce olsa da ondan da hiç rahatsız olmadık. Çünkü her iki durumda da insanların kötü niyetli oldukları düşüncesi hiç aklımızdan geçmedi. Hiçbir yerde güvenlik ile ilgili bir kaygı duymadık. Tek başıma dolaştığım şehirler, ormanlar, yollar oldu; en ufak bir riskli olay yaşamadık. Hiç kimseye sinirlendiğim bir an hatırlamıyorum.

İngilizce burada oldukça az konuşulan bir dil. Turistik olmayan bazı yerlerde tek kelime bile konuşmuyorlardı, ama dağ köylerinde bile bir şekilde, karşılıklı çabayla ya da Google Translate sayesinde insanlarla anlaştık. Ben Duolingo’dan İspanyolca öğrenmeye bile başladım, çünkü ‘Thank you’ yerine ‘Gracias’ ya da ‘Bill, please’ yerine ‘La cuenta, por favor’ demek bile büyük fark yaratıyor ilişkilerde.

İspanyolların birçok yönden bize en çok benzeyen insanlardan ve kültürlerden biri olduğunu söyleyebilirim. Hem fiziksel görünüşleri hem yaşam tarzları hem de insan ilişkileri bize çok benziyor. Bazı şeyleri anlamak için tabii daha uzun yaşamak ve ince detayları görebilmek lazım, ama Ayşegül ile çok sık birbirimize bunu söyledik. Dil problemi dışında kendimizi hiçbir yerde yabancı hissettiren bir davranışa maruz kalmadık. İnsanlar çok konuşkan, hatta bazen fazla konuşkan. Seslerinin yüksekliğine çok da dikkat etmeden grup halinde bağıra çağıra yemek yiyen bu insanlar hayattan daha çok zevk alıyormuş gibi göründüler bize. Kadınlar hayatın her alanında çok aktif bir şekilde yer alıyor.

Bir gün büyük bir alışveriş merkezindeki bir mağazada çalışan genç bir Türk’e denk geldik. Henüz Ofsayt’ın kurucusuyum demek çok işe yaramıyor ama Mackolik’in kurucusuyum deyince işler değişiyor. Tabii, hemen Mackolik yerine Ofsayt’ı telefonuna kurdurdum. Bu arkadaş Belçika’da doğmuş ve büyümüş ama geçen yıl çalışmak için İspanya’ya gelmiş. Belçika’da Türk, Türkiye’de gurbetçi olmaktansa İspanya’da yaşamayı tercih etmiş ve çok da memnun olduğunu söyledi. Hem insanların tepeden bakmadıklarını, hem yaşam koşullarının çok daha iyi olduğunu, hem de iklimin ve doğanın çok daha iyimser bir ortam yarattığını söyledi. Kesinlikle hak verdim kendisine.

İspanya şu anda Sosyalist İşçi Partisi ve daha soldaki ortaklarının oluşturduğu, Başbakan Pedro Sánchez’in başında olduğu bir hükümet tarafından yönetiliyor. Dünyanın aşırı sağa, hatta faşizme doğru koşar adım gittiği bir dönemde bu hükümetin ve Sánchez’in işi kolay değil; ama İspanya, son yıllarda Almanya ve Fransa’dan daha yüksek büyüme rakamlarına ulaşmış durumda. Bunu da asgari ücret artışlarına, kira kontrol yasalarına ve çalışma saatlerinin kısaltılması gibi sol odaklı politikalara ağırlık vererek yapmış. İşsizlik oranları hala AB ortalamasının üzerinde olsa da son yılların en düşük seviyelerine gerilemiş. Sánchez hükümeti, dış politikada özellikle Filistin Devleti’ni tanıması ve İsrail-Gazze meselesindeki sert tutumuyla dikkat çekti. Bu durum, İspanya’yı AB içinde daha bağımsız ve sol-aktivist bir dış politika izleyen bir ülke konumuna getirdi. İran konusunda da ABD ile çatışmaktan hiç kaçınmaması onu bir kahraman haline getirdi. Hala sorunları olan bir ülke olsa da, şu dönemde iyiye doğru giden nadir ülkelerden birisi konumunda.

Hoşumuza gitmeyen, belki de en önemli konu, köpeklere olan yaklaşımdı. Avrupa’da Otis ile bu kadar zorlandığımız az ülke olduğunu söyleyebilirim. Dışarıda çok sevdikleri Otis’i, restoranların çoğu ya içeri almıyordu ya da alırlarsa da köşede kıyıda bir yere oturtuyordu bizi. Bu özellikleriyle de Türkiye’ye benziyor. Bazı şehirlerde, özellikle kuzeydeki şehirlerde, parklar dahil her yerde köpekleri mutlaka bağlı gezdirmeniz gerekiyor, yoksa polis ceza yazabiliyor. Güneydeki şehirlerde de böyle kurallar var ama uyan kişi sayısı çok azdı. Otis’i birçok kez cezayı göze alıp serbest bıraktım. Marbella ise bu açıdan çok iyiydi; şehir içinde, kumsallarda Otis’i serbest bırakmama bir kişi bile ses çıkarmadı. Köpek sahibi olan insan sayısı da oldukça fazlaydı ve onlarla sohbet etmek için de Otis her zamanki gibi iyi bir bahane oldu.

İspanya hakkında yazarken bu ülkedeki nehirlerden bahsetmemek büyük bir eksiklik olur. Çünkü nehirler, bence, ülkenin coğrafyasını, tarımını ve şehirleşme tarihini şekillendiren en önemli unsurların başında gelir. En önemli 5 nehir ve özelliklerini şöyle sıralayabilirim:

Şehirlerin çoğu nehir kenarlarında kurulmuş. Örneğin, Sevilla’yı Sevilla yapan Guadalquivir, Toledo’yu ise korunaklı bir kale yapan Tajo Nehri. Su delisi olan Otis’i gezdiğimiz her yerde bu nehirlere sokuyorum. Bir ara dünyanın en çok sayıda nehir, göl ve denizinde yüzen köpeği rekorunu kırabilir miyiz acaba diye düşünmüştüm hatta.

İtalya ve Fransa’dan sonra dünyanın en büyük şarap üreticisi olan İspanya’nın en iyi şarapları nehir vadilerinde yetişiyor. Duero Nehri (Ribera del Duero şarapları) ve Ebro Nehri (Rioja şarapları) bu konuda dünya devi. Bu sayede marketlerde 2-3 Euro’ya gayet kaliteli şaraplar bulmak mümkün. Bu gezide özellikle Rioja şaraplarını bolca tatma şansı bulduk.

Kuzeydeki nehirlerin debisi her zaman oldukça yüksek, ama özellikle güneydeki (Endülüs) nehirlerin çoğu kışın gayet bol suyla akmasına rağmen yazın yatağında sadece bir ip gibi akıyormuş. Avrupa’nın en önemli tarım ülkelerinden biri olduğu için tarımda su kullanımı konusu da İspanya’da büyük bir politik tartışma konusuymuş.

Bu arada ilginç bir detay daha yazayım. Ben genelde gittiğim ülkelerdeki araçların plakalarında bir mantık olup olmadığını merak ederim. İspanya’da araçların plakalarında ilk dört karakter sayı ve son üç karakter de harf. Yani 1234ABC gibi. Bunların da hiçbir anlamı yok, yani bizdeki İstanbul’a kayıtlı araçların 34 plakalı olması gibi herhangi bir mantık yok. Bunun nedenini merak ettiğimde, eskiden plakaların bölgeleri ifade eden şekilde olduğunu ama bunun bölgeler arası ayrımcılığa neden olması yüzünden terk edildiğini öğrendim ve bunu çok mantıklı buldum. Aslında bizde de plakanın şehrini göstermesi çeşitli ayrıcalıklara neden olmuyor, değil mi?

İspanya ile ilgili daha yazabileceğim sayfalarca konu var, ama daha fazla abartmasam iyi olur. Sonuç olarak, İspanya bence büyük bir keyifle yaşanacak ve gezilecek birçok farklı özelliği olan, coğrafyası, kültürü, iklimi ve insanı ile kendinizi iyi hissettiren bir ülke.

Ana yazıya dönmek için tıklayın.